izmir’in ardından…
izmir’in ardından…
hocam…okul stresi, iş stresi, hayat mücadelesi üçgeninde iç açıları toplarken, yine sıradan ve rutin anti televizyonsuz bir hafta içinde, herzamanki hızımla sanal alemde raks ediyorum. yorgunum, canım sıkkın, boş boş f5 e basıyorum. işte herşey o son f5 ile başladı. çok sevdiğim 2 hatunun birbirlerini etiketlediği fotoğrafta (seynacığım ve damlacığım), bir anda sağ köşede ‘reklam’ olarak buldum kendi resmimi. lan bir hoş oldum bir hoşuma gitti sormayın, umut’um ben, birşey yazmasam olmaz, rahat edemem, zaten afiş olduğum fotoğrafta, bunun birde herkes tarafından görülmesini sağlayarak, sohbetin bir köşesinden ralliye 180’le girmiş oldum. ”aa?! yaa!? nidalarıyla bizim sohbet bakın nereye geldi…
İzmir… bir izmir sevdasıdır 4 dönüyor bende, en son 2007 yılında fenerbahçe deplasmanına gitmişim, perde arkası büyük muamma olan bu kent, biryerlerden zaten çoktandır beni çağırıyordu, belki o ara yüksek seste müzik dinlemekten pek kulak asamadım, ama hep gitmek istiyorum öyle böyle değil… S, halihazırda orada okuyan D’nin yanına gidiyordu(S ve D çok sağlam kansiler), aslında bende önceden biliyordum bunu da şartlar el vermedi plan olayına giremedik. akabinde gelişen ortak konuşma ve süper kahraman misali geldiğim o enfes gaz ile birlikte bir anda kendimi uçak bileti ararken buldum internette… kardeşlerimle yaptığım 2-3 telefon konuşmasından sonuç alamamamın sonucu tek gidecektim oraya, ama yinede tedbir’i elden bırakmamak lazımdı, bir telefon görüşmesi daha yapıp, olayı bağladık. bursa’da bulusup, uğurcuğumla arabayla gidecektik, birde uğur’un arkadaşı olacakmış arabada. önemli değil be olm kalpler bir olsun, uğur olsun, S olsun D olsun, her yer 8 şeritli amsterdam yolu bize, sıkıntı yok…
ertesi gün oldu, kısa bir ofis ziyaretinin ardından idobüs, ve bursa terminalinde uğurun yanındayım… 7 dakika süren karşılaşma-kucaklaşma tribimizden sonra huuuopp çıktık yola, heyecanlıyız, umutluyuz, kararlıyız, simide gevrek, çekirdeğe çiğdem demeye geliyoruz ulan!!
yol o biçim geçti hocam allah var, uğurun esrarengiz arkadaşını da kısa sürede kafaya aldıktan sonra, susurlukta ekmeğe dolanan kaşarın verdiği tadı, izmir kordonunun yosun kokusunda aldık bir anda. ama o buca trafiği yokmu, isyan ettirdi beni, istanbula yıllarımı verdim trafiğinde filozof misali düşüncelere daldım, ama ben izmir’in trafiğinden çıkamadım. lan bu ne pis bir trafiktir. yaşasam alışırdım da , yabancıyız ya azıcık tribe girelim yani :) , S ve D ile haberleştikten sonra , kız ‘arkadaşımızı’ da bıraktıktan sonra koyulduk bornova yollarına. indik kendimize bir çeki düzen verdik konuştuk haberleştik, buluştuk. ama ne buluşmak, 10 numara 5 yıldız, e özledik, çünkü yerleri ayrı, çünküü onlar farklı, onlar adamın dibi, insan! insan’da değil melek melek! ben geldiğime inanamıyorum bu arada, dün nerdeydim bugün nerdeyim, bir yandan şoktayım, bir yandan acayip mutluyum ama çaktırmıyorum, yiğitlikte var yine serde vesselam…
kordonun enfes ortamına şapkadan çıkar gibi girdik bir anda, gelsin biralar fıstıklar, fıstıklar(!), (çok güzeller ben napayım) o biçim muhabbet, o biçim bir ortam oldu ki, 5 dakikada bütün stresimi atmış buldum kendimi. dünya varmış dedim yeminle. muhabbet muhabbeti açarken, kazı kazancı abiyide zengin ettik arada. bu arada uğurun kafası hafiften uçurumlara doğru sürüklenirken, ben muhabbetin dibine vuruyordum. ne yapacaktık gece? boş dururmu bu bünyeler, akacaktı tabi! planlar yapıldı, mekana doğru yola çıkıldı mekana girildi, konuşlanıldı, eğlence başladı, ama çok başka başladı! :)
mekana girmemizle beraber ‘heves’in çalması bana izmir’in ironisi, kapadığım defterlerin alarmı, geri dönüşüm kutusundaki ‘gerçekten silmek istiyor musunuz’ ibaresi gibiydi. öyle başladı işte. kendi götümü kaldırmak istemiyorum, ama ben çok eğlenmeyi seven adamım, çok gece kulübüne gittim, envayi çeşit parti gördüm, (bunlara sensation white ve tiesto konserleride dahil), o akşamı hep bir ayrı tutacağım! çok çok çok çok eğlendim, acayip dans ettim, rahatladım ya, boşalttım bütün stresi, saldım çayıra, baktım mevlam kayırmıyor dedim ki kayıran allah bizi kayırsın amk, napıyım… D’nin hakkını vermem lazım, S ile çok gittik eğlenmeye, ama D nin ilk oluşu ve aslında çok ‘başka’ oluşu o kadar güzel bir hava kattı ki bana, çok mutluydum ya, sanki 54 yaşıma gelmiş, tapu kadastro’dan emekliliğimi almış, eski 45likler partisindeki gibi kendimi çok iyi hissediyordum. sanki yılların dostluğuna LMFAO’yu meze etmişim, kafa açma kahvesini içiyormuş gibiydim. (ben bu benzetmeleri OSS’de yapsam şimdi boğaziçi iletişim okuyordum orası ayrı) uğura döndüm bir an, baktım yok… nerede lan bu nerede lan bu derken, tuvalete bir gittim, bizimki oturmuş klozete kös kös düşünüyor, tek dediği ‘git ben geleceğim’ , iyi be amk gideriz alla alla :) (gecenin sonunda montunun peşinden bursa’ya gidecek tripteydi söyleyeyim) eğlencenin dibine ingiliz anahtarlarıyla vurduktan sonra ilk gecenin vedası geldii, ayrıldık… sabah kordon’da arabanın içinde uyuyorken, trafik ekiplerinin cama vurma sesiyle uyandık! uyanmasak arabayı çekecek köftehorlar. ulan biz kaçın kurrasıyız kamiller :) stratejik hareketler ve zamanında planlamayla güvenli bir yerde, sakin bir kahvaltı yaptıktan sonra, bir avm bulup kendimize çeki-düzen verdik.(gece bir kardeşimizin götlüğüyle arabada sabahladık, yoksa evli barklı çocuklarız vesselam) başladık güzellikleri beklemeye, buluştuğumuz gibi planlar yapıldı ve izmir günleri tam gaz devam etti.
asansörüydü kordonuydu bornovasıydı derken, caner kankamızın da Milas’tan transferiyle yılan gibi bir meyhanede derbiyi izledik. 2-1 koyduk. koyduk mu? çok pis koyduk. koyduk mu? çok acı koyduk! akabinde s ve d ile tekrar buluştuk , bu sefer küçükpark semalarında. D ‘nin fantastik arkadaşı Seyit kardeşliğimizde bize günün aydınlığından ertesi günün mehtabına kadar eşlik etti. ona burdan en özel teşekkürlerimi gönderiyorum :) küçük parkın barlarından birinde yaklaşık 15 kişilik bir arkadaş grubu içinde bulduk kendimizi. öyle farklı muhabbetler dönüyor ki, bir yanda erasmus muhabbeti ediyorum, bir yanda work and travel. bir yanda maç, bir yanda tv de dönen klipler. demek ki ondan kafamız iyi oldu hacı, kesin ondan :) gecenin ilerleyen saatlerinde en son work and travel ile Michigan’a gidecek olan H’ye David Guetta’nın Titanium şarkısında MICHIGAN dediğini anlatıyordum. HAZALCIĞIM ÇOK ÜZGÜNÜM ASLINDA ORADA MICHIGAN DEGIL, MACHINE GUN DİYORMUŞ. BENİ AFFET CANIM…
%100 bir öğrenci evi olan Seyit kardeşimizin evinde yine muhabbetin dibine vurduk tabi. yaklaşık 10 kişi aynı evde yatınca yer bulmakta zor tabi haliyle, ama bize sökmez hocam. yerde olsun yatarız. gökte de yatarız. hiç farketmez. kendimize bir koltuk bulduk ve başladık makaraya. D ‘de katıldı bize. S bayılmıştı galiba o sıralar tam hatırlamıyorum, caner’de enteresan izmir yemeklerine sarmış dışarıdan sipariş bile vermiş, yemiş , yemek arkası 3.sigarasını yakıyordu, öyle bir kafa yani…
uyandık. kalktık hemen hazırladık kendimizi dönüş yoluna, tabi önce boğaz, gevreğin tadına varmadan olmaz, sağlam bir kahvaltı ve dönüş yolu. olm, ben oldum olası ne vedaları sevdim ne de dönüş yollarını. isyanlardayım. hep isyanlardayım ya. neden böyle? gittik mi kalalım yahu bir yerde 3218391 gün, her neyse… klişe makaralardan başka ağzımızı bıçak açmadı yolda. bursa’dan gerissin geri Leb-i Derya yolları tek başımayken kat etmek çok büyüdü gözümde. öyle ya da böyle döndük kürkçü dükkanına. annem’e de bayıla bayıla anlattım tabi. çok severim ben annemi. öyle böyle değil.(az daha yazarsam ibo’dan ağlarsa anam ağları dinlerim, susuyorum)
ertesi gün ne mi oldu? sabah 6:21’de kalktım. işe geldiğimde aslında ben hala kordonda aşağı yukarı yürüyordum dostlarımla beraber… çok iyi oldu, çokta güzel oldu. hatta 10 numara oldu! iyiki varsınız be adamlar-madamlar, seviyorum sizi, birtanesiniz, teksiniz, hep özelsiniz, çok özelsiniz :)
sevgili Uğur, Caner, S ve D ; ADAMSINIZ OLM!!
söylemeden olmaz;
*erasmus’a gidecek sevgili arkadaşım M, moulin rouge’de beni etiketlemezsen, gelir seni orada bulurum ona göre…
*seyit’in ev arkadaşı kardeşim; sana da rahatsızlık verdik, ama iyi bir kardeşe benziyorsun, istanbul’da her daim misafirimsin…
*vittoria’daki barmen: kuruttun bizi haspam, ama dünya küçük, elbet karşılaşırız…
*dönüş yolundaki belçika’lı kafile; o pempe t-shirt li toms’lu kız çok güzeldi kankacım, haberiniz olsun…
*babacığım; yine gelemedim yanına, ama İzmir vardı ne yapayım, anlarsın ya, anlarsın tabi Baba’sın sen :)
esperanza,
28/04/12







